Category: Vitrin

Kayyım atamaları hakkında kamuoyu araştırması | ÖZET

Rawest Araştırma olarak 26-30 Ağustos 2019 tarihleri arasında, Diyarbakır, Mardin ve Van’da 1.536 kişiyle görüşerek gerçekleştirdiğimiz saha araştırmasının genel sonuçlarına göre; belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyım atanması kararı hakkında fikir belirten her 4 kişiden 3’ü kayyım atama kararlarının yanlış olduğunu düşünüyor. 

Araştırma özetinin tamamını okumak için tıklayınız…

Devamını oku
Yeni Parti İddialarına İlişkin Bölgedeki Manzara

Bu rapordaki bilgiler, bölgedeki sivil toplum, siyaset, medya aktörleri, din adamları, kanaat önderleri ve seçmenlerle yapılmış nitel görüşmelere ve araştırmacıların saha gözlemlerine dayanmaktadır. Mart ayında başlayan görüşmeler ve gözlem notları Nisan ortası itibariyle güncellenmiştir.

Bizimkiler de dahil olmak üzere yapılan çeşitli araştırmalarda, Türkiye’de siyasi bir tıkanıklık yaşandığı ve özellikle AK Parti’nin kapladığı alanda yeni bir siyasi partiye ihtiyaç duyulduğu bir çok katılımcı tarafından dile getiriliyor. Geçirdiğimiz son 2-3 seçimin hemen arifesinde yeni bir parti kurulacağı iddialarının güçlenmesi beklentiyi de doğal olarak arttırıyor. Bu çalışma kapsamında görüşülen kişilerden AK Partili kimliği taşımayanların hemen hepsi böyle bir beklentiyi anlamlandırmaya çalışmakta ve ihtiyaç olduğunu düşünmektedirler. Ancak her seferinde, hayata geçmemiş olması bu ihtimale olan inancı da zayıflatıyor. Görüşmecilerin yarıya yakınında inancın zayıflaması hali “her seferinde bu sefer çıkarlar dedik ama çıkmadılar, çıkmadıkça da ‘artık çıkmazlar’ kanaati oluşuyor” gibi ifadelerle açıklanıyor.

Bu sebeple yeni parti söylentilerine karşı bölgede genel olarak ‘’cesaret edemezler’’ yönünde bir kabul var. Ancak bu kez daha öncekilerden çok daha güçlü bir şekilde dillendirilmesi, geniş bir kesimin radarını oraya çevirmiş görünüyor. Konuşulan yeni partinin HDP ve AK Parti’nin rahatsızlarını içerecek bir söylem üreteceğine dair genel bir beklenti, özellikle Kürt ve demokrat kamuoyunca dile getiriliyor.

Yeni parti beklentisini güçlendiren faktörlerin başında ekonomi geliyor. Ekonominin batı ile kavganın bir sonucu olduğunu düşünenlerin çoğu, özellikle Rahip Brunson olayından sonra AK Parti’nin “kavgasız halledebileceği işleri de kavga ile halletmeyi seçtiğini” görüyor. Aşırı merkezileşme, bütün yetkilerin tek adamda toplanmış olması, Avrupa ile atılan köprüler “normal” bir hayat sürmek isteyen kesimi “sürekli bir olağanüstü durum” içinde yaşattığı için yoruyor. AK Parti herhalde artık böyle yönetecek algısı güçleniyor ve bu algı güçlendikçe yeni bir parti ihtimaline daha çok kulak kabartılıyor.

İş insanları çevresi gibi çevreleri saymazsak ekonomik gündem, bölgede henüz bir siyasi belirleyene dönüşmüş değil. Bunun ilk ve en önemli sebebi, bölgede seçimin genelde iki kutuplu olması ve ekonomik meselelerin batıda ve büyükşehirlerde daha erken etki uyandırması. Ancak AK Parti’nin yarattığı “sürekli bir olağanüstü durum”un yorgunluğu, bu ekonomik durumla birleşerek bölgede yaşayanlara da sirayet ediyor, hatta politik yorgunluk Türkiye genelinden önce bölgeye çöktü demek yanlış olmaz.

Katılımcılara göre, yeni bir parti kurulduğu taktirde, özellikle AK Parti ve HDP arasında 7 Hazirandan bugüne gidip gelen ve henüz bu iki partiden birine demirlememiş olan seçmenin ilk durağının yeni kurulacak bu siyasi parti olması mümkün. 7 Haziran 2015’ten 24 Haziran 2018’e gelen süreçte AK Parti’den HDP’ye geçiş yapmış seçmenin büyük çoğunluğundan yeni partiye geçiş olması ise oldukça zor görünüyor.

Bu kesim üzerinde yeni partinin bir moral etki yaratacağını söylemek daha kolay. Türkiye siyasetinin çoğulculaşacağı, aşırı merkeziyetçi yapının geriletileceği gibi beklentileri olan Kürt seçmen, yeni partinin güçlü bir çıkış yapması durumunda Kürt meselesinde daha yumuşak, AB hattında yürüyen ve TBMM’nin aktif olacağı bir çözüm süreci yaşanabileceğini de düşünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ismini hala güçlü bir çözüm aktörü görmekle birlikte katılımcılar, Erdoğan’ın o eşiği geçtiğini ve bir siyasal çözüm noktasına geri dönüşünün zor olduğunu düşünüyorlar. Bir istisna ile: Rojava eksenli yeni bir sürecin kendisini dayatması.

Yeni partiler için isimler ve görüşler

Yeni parti iddiaları üç isimle gündeme geliyor: Gül, Babacan ve Davutoğlu. Bunlar arasında Davutoğlu ismine özellikle HDP’li kesimlerin ciddi bir ön yargısı bulunuyor. Öyle ki çatışma ve müzakere sürecinin başbakanı olmakla hatırlanmaktan çok hendek ve çatışmalar döneminin yürütücüsü olarak anılıyor. Davutoğlu’nun en büyük avantajı ise bölgede çalışan kadro ve fikir üreten neredeyse tüm İslami grup ve cemaatlerin üzerindeki olumlu etkisi. Teşkilatlanmaların hızlı kurulabilmesi ve yakın dönemdeki başbakanlık hafızasının olumlu etkilerini kullanabilme olanağı Davutoğlu’nun büyük artıları. Davutoğlu’nun iki yıllık başbakanlık deneyimine rağmen hala bir politikacıdan çok teorisyen olarak görülmesiyse onun işini zorlaştıran bir etken. Davutoğlu’nun bir lider olarak, hele de Erdoğan karşısında başarılı olamayacağını düşünen görüşmeciler, onun Kürtlerden de -biraz önce sayılan gerekçelerle- beklediği ilgiyi görmeyeceğini zikrediyor.

Gül isminin gündeme geldiği 24 Haziran seçimleri öncesinde Kürt illerinden aşırı bir ilgi olduğunu gözlemlemiştik. Örneğin Google’da bu ismi en çok aratan 10 şehirden 9’u Kürt şehirleriydi ve bu şehirler genelde AK Parti’nin yüksek oy aldığı (Urfa, Bingöl, Muş gibi) şehirler idi. Ayrıca seçime girip ikinci tura kalması durumunda bölgedeki dört büyükşehirde (Diyarbakır, Mardin, Urfa, Van) Demirtaş’ın ilk turda aldığı oydan daha yüksek oy alacağı araştırmalarımıza yansıyordu. Çünkü Gül ismi görüşmelerimizde de teyit edildiği üzere Kürtlerin hemen hemen bütün kesimlerince AK Parti ve Erdoğan’ın bugünkü pozisyonuna karşı AB normları, demokrasi, ılımlılık, ekonomik refah gibi durumları hatırlatıyor. Bununla beraber geciktikçe yeni siyasal hareket başlatmak için heyecan yaratamayacağı söylentileri de çoğalmakta. Ama dikkate değer biçimde, Gül isminin; içinde, arkasında veya önünde olmayacağı bir yeni partinin/hareketin toplumun geniş nezdinde yeterli güveni oluşturamayacağı da kabul ediliyor.

Görüşülen kişilerin çoğuna göre Babacan ismi Gül kadar tanınmadığı için kamuoyuna onun kadar güven vermiyor. Davutoğlu gibi teşkilat ve fikri altyapı oluşturabilmesi de zor görünüyor. Bu gibi avantajların gerisinde yer almakla beraber, hem AK Parti hem de HDP tabanının ortalaması tarafından nötr yaklaşılan bir isim olarak öne çıkıyor. İki tabanın da güçlü ekonomik dönemle hatırladığı bir isim olması ve Müslüman/dindar kimliğinin merkez politikacı kimliğinin bazen gerisinde kalması Babacan’ın daha geniş kesimlerle temasını kolaylaştırıyor. Örneğin yakından tanımayanlar dışında katılımcılar genel olarak onun müslüman/dindar kimliği hakkında pek bir şey bilmiyorlar. Ancak islamiliği başat kimlik olarak taşıyan aktörler dışında kalanlara göre, 17 yılı aşkın tecrübenin vardığı yer sebebiyle ülkenin genel havası islamiliği baskın bir siyasete kısa vadede güvenecek gibi görünmüyor. Bu sebeple Babacan, bu kesim için ideal bir profil çiziyor, tabi Gül’ün de onu destekliyor olması kaydıyla.

Babacanın dezavantajıysa Gül ve Davutoğlu gibi tek başına bir lider profilinden çok bir ekibin ortak aklı üzerinden uzlaşılmış isim profili çiziyor görünmesi. Güçlü liderlik sergileyemeyeceği, Erdoğan karşısında tutunmasının daha zor olabileceği gibi kanaatler sıkça dile getirilmektedir. Ancak görüşmecilere göre “gerek Erdoğan tarzı liderliğin kamuoyunda sebep olduğu yorgunluk” gerek İmamoğlu’nun tarzının giderek daha geniş bir kesim tarafından beğenilip benimsenmesi, yumuşak ve “tek adam olmayacak” bir lider profiline ilgiyi arttırıyor. Görüştüğümüz aktörler iç politikada bu profilin bir rahatlamaya vesile olabileceğini ama dış politika için genelde “kararsız” olduklarını dile getirmişlerdir.

Görüşmelerimize göre Gül’ün açıkça arkasında olduğu, Davutoğlu’nun fikri altyapısı ve teşkilat metafiziğini sağladığı, Babacan’ın ekonomik refah ve demokrasi vaad ettiği bir hareketin “HDP ve AK Parti’nin yıpranmışlığı üzerinden yeşermesi” zor olmayacaktır. Özellikle Gül’ün bölgedeki büyük aile gruplarını yeni partiye katmasının ve küskün AK Partili eski kadroları iknasının bu vesileyle daha kolay olacağı düşünülüyor. Gül’ün bütün statüleri yaşamış ve doymuş bir lider olarak polemiklerin ve günlük siyasetin içinde yer almasından çok, onun destekleyici pozisyonda olup Babacan’ın hareketi yürütmesi daha doğru görülüyor.

Görüşülen aktörlerden bazıları duyum bazıları bilgi mahiyetinde iki ayrı parti hazırlığı olduğundan haberdardırlar. Tamamına yakını, eğer iki parti bir araya gelip tek bir çatı ile çıkış yapmazsa, ya da biri geri çekilmezse bu havzanın aynı yerden çıkmış iki yeni partiyi beslemekte yetersiz kalacağını, bunun da en güçlü aktör olan AK Parti’ye karşı potansiyel büyümesini kıracağını düşünüyorlar. İki grup birleşmeyecek ve bunlardan biri çıkacaksa, Gül-Babacan merkezli olmasının başarı ihtimalini arttıracağını düşünüyorlar.

Aktörlere göre yeni çıkacak partinin hedefinin rahatsız AK Partililer, demokrat yanı baskın İyi Partililer, AK Parti-HDP arasında gidip gelen Kürtler olacaktır. Bu durum öngörülerek söylem ve politik dengenin buna göre belirlenmesinin önemine sık sık işaret edilmektedir.

Görüşülen aktörler Kürt meselesi konusunda görece daha rasyonel davranmakta ve böyle geniş bir profile hitap eden bir siyasal yapının Kürt Sorunu’na radikal bir çözüm söyleminin, ilk aşamalarında dezavantaj olacağını dile getirmektedirler. Herkesin hak, hukuk ve demokrasiden eşit şekilde faydalanacağı, ekonomik krizin atlatılarak refahın herkes tarafından paylaşılacağı, içerde ve dışarda barış politikası sürdürüleceği, AB ile müzakerelere devam edileceği gibi genel söylemlerle çıkış yapması katılımcılar açısından daha mantıklı görünmektedir. İslami kimliği öncelemeyen ama ondan kaçmayan bir profil, bu kimliği önceleyen çevreleri de zamanla ikna edecek gibi görünmektedir.

Bu partinin izlemesi gereken kısa vadeli politikalar sorulduğunda; kamu hizmetlerine alımlarda mülakatların ve güvenlik soruşturmalarının kaldırılması, yargı reformu ile hukukun standart bir forma kavuşturulması gibi son dönemlerde en fazla mağduriyet üreten gündemler dile getiriliyor. Kürt meselesinde anadilin resmi statü kazanması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi gündemlerin ise orta vadeli hedefler olması gerektiği değerlendiriliyor.

Gül-Babacan ve Davutoğlu kulislerine bakılırsa bu iki hareketin giderek birbirinden ayrıştığı, birlikte hareket etme ihtimallerinin azaldığı görülüyor. Bu ihtimali sorduğumuz aktörler Davutoğlu’nu görece daha “hırslı ve aceleci” Gül’ü ise “fazla yavaş ve rahat” değerlendiriyorlar. Bu sebeple Davutoğlu’nun daha erken çıkış yapıp dezavantajlarına rağmen Gül-Babacan hareketinin yerleşmesi beklenen alanı da kapabileceği, güçlü bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.

Rawest Araştırma

Araştırma özetini pdf olarak indirmek için TIKLAYINIZ.

Devamını oku
31 Mart Karnesi: Bulgularımız ve Sonuçlar

Rawest Araştırma olarak, 31 Ocak 2019 tarihi itibariyle %3 hata payı ile ulaştığımız ve daha önce kamuoyu ile paylaştığımız bulgularımızın seçim sonuçları ile karşılaştırması linkteki grafiklerde gösterilmiştir. Öngördüğümüz üzere HDP bu sahalarda 2014 oylarının üstünde, 24 Haziran 2018 oylarının da altında seyrederken, AK Parti 2014 oylarının altında kalmıştır. Bulgularımızın seçim sonuçları ile karşılaştırıldığı tabloyu ilginize sunuyoruz.

Karşılaştımalı grafikler görmek için tıklayınız. 

 

 

 

Devamını oku
Diyarbakır’da Kadın Girişimciliğinin Durumu

Diyarbakır İş Kadınları Derneği (DİKAD), Diyarbakır’da ilk kez bir Ekonomi ve Kadın Zirvesi düzenledi. Programda; Diyarbakır ve Bölgede Ekonomi ve Kadın, Bölgesel Kalkınma Politikaları, Marka Kadınlar, İş Dünyası ve Sivil Toplumda Kadın oturumları gerçekleştirildi.

Programda Rawest Araştırma ve DİKAD işbirliğiyle hazırlanan Diyarbakır’da Kadın Girişimciliğinin Durumu başlıklı saha araştırmasının sonuçları da paylaşıldı. KOSGEB destekli Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi almış 550 kadınla yapılan görüşmelere dayanan araştırmaya göre kadınların iş hayatında yaşadıkları sorunlar; ev işleri ve çocuk bakımı ile işyerinin birlikte sürdürmek zorunda kalmaları, maddi sıkıntılar, anlayışsızlıkla karşılanmak, kadınlara yönelik imkanların kısıtlı olması, çevrenin kadınların işlerini küçümsemesi, mobbing, taciz ve kötü muamele şeklinde sıralanmaktadır.

Araştırmanın diğer sonuçlarından bazıları şöyle…

  • 2010 yılından bu yana Diyarbakır’da 15 bin 862 kişi girişimcilik sertifikası almış; bunların %64’ü erkek, %36’sı kadındır.
  • 2012’den bugüne kadar toplam 1.640 kişi bu sertifika ile bir iş kurmuştur. Bunların %69’u erkek, %31’i kadındır.
  • Eğitimlerin istihdama dönüşmesi Erkeklerde %11, kadınlarda %9 civarındadır.
  • Girişimcilik eğitiminin faydalı geçtiğini düşünen katılımcılar iş kurmama gerekçelerini çoğunlukla öz sermaye olmayışı ve uygun zamana erteleme şeklinde açıklıyorlar.
  • Araştırmaya katılmış ve işini kurmuş kadınlardan dörtte üçü KOSGEB hibelerine başvurmuş ve başvurular genellikle olumlu sonuçlanmıştır.
  • Girişimci kadınların büyük çoğunluğu 35 bin TL’ye kadar hibe desteği almıştır.
  • Alınan hibeler, girişimcilerin üçte ikisinde sermayenin çeyreğini oluşturmaktadır.
  • Kadın girişimcilerin çalıştırdığı personel içinde kadınların oranı (%60) erkeklerin oranına (%40) göre daha fazladır.
  • Kadın girişimcilerin çoğunun işyerine ait internet sitesi bulunmamakta, çok büyük bir kısmı e-ticaret kullanmamaktadır. İş için sosyal medya kullananlar arasında %30 ile instagram kullanımı öndedir.

Kaynak: Sivil Sayfalar.

Araştırma sonuçları sunumu için tıklayınız.

Devamını oku
24 Haziran Seçimleri Değerlendirmesi

Rawest Araştırma tarafından hazırlanmış bu belge, 24 Haziran 2018 seçimlerinin Kürt illerindeki sonuçları bağlamında kısa bir değerlendirme yaparak dikkat çekici noktaların altını çizmektedir.

Saha araştırması yürüttüğümüz 13 şehrin genelinde kayıtlı seçmen sayısı 5.032.329 olarak tespit edilmiştir. Seçime katılım oranı Milletvekili seçimleri için %82,6 Cumhurbaşkanlığı için %82,7 olmuştur. 7 Haziran 2015 seçimlerinden bugüne bakıldığında AK Parti, 7 Haziran’da bölgedeki en düşük oy oranına gerilemiş, 1 Kasım Genel Seçimleri ve 16 Nisan referandumunda oylarını arttırmış ancak 24 Haziran seçimlerinde referandum performansının altına düşmüştür. Çalışma bölgemizdeki 13 şehrin tamamında Cumhur İttifakı’nın toplam oyu, referandumda alınan “EVET” oylarının altında kalmıştır. HDP açısından bakıldığında; 7 Haziran 2015’te bölgede zirveyi gören HDP 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri ve 16 Nisan 2017’de gerilemiş, 16 Nisan’da bölgede en düşük oy oranını gördükten sonra yükselişe geçmiş ve 24 Haziran’da oylarını yeniden arttırmakla birlikte 1 Kasım seviyesine ulaşamamıştır.

Değerlendirme belgesinin tamamını okumak için tıklayınız…

Devamını oku
“Rawest, Sivil Topluma Saha ve Veri Desteği Sağlayacak”

Rawest’in kuruluş öyküsü amacı hakkında kısa bilgi verir misiniz?

Rawest’in kuruluş fikri bölge ile alakalı yapılan çalışmaların her türlü ideolojik vesayet ve propagandadan uzak şekilde ortaya çıkması gerektiği düşüncesinden doğdu ve başlarda bir sivil inisiyatif olarak çalıştı. 2018 yılının Nisan ayında ise bölgede saha ve sivil toplum deneyimi olan adil şahitlik yapma sorumluluğunu üstünde taşıyan insan hakları savunucusu bir ekip tarafından Diyarbakır’da kuruldu. Hem siyasal hem sosyal hem de ekonomik alana dair ilgi ve merakımız olduğundan bir sivil toplum kuruluşu değil de Araştırma Merkezi olarak kurduk.

Sivil toplum alanında ne gibi çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz?

Biz bölgede itibar sahibi birçok STK’nın varlığının farkındayız ki bu yapıların içerisinden geliyoruz bu sebeple STK’ların nerede sıkıntı yaşayabildiklerinin farkında olan,  nasıl çözümler üretilmesi gerektiğini de kendisine dert edebilen bir kurumuz. Bu anlamda sivil toplumun tıkandığı noktalarda yardımcı olmaya çalışmak, sivil toplumun kapasitesini geliştirmek arzusundayız. Bölgede başta Kürt meselesi olmak üzere istihdam, dini değişim, anadil kullanımı gibi yapılması gerektiğini düşündüğümüz çok fazla çalışma var. Bu çalışmaları sivil toplum kuruluşları ile birlikte yapmak, böylece sivil toplumun iş yapma kapasitesini arttırmak, bölgenin sosyoloji ve demografisine dair daha çok merakı gidermek istiyoruz. Özellikle Irak Kürdistanı ve Türkiye Kürtleri arasında, birbirlerini daha yakından tanımayı sağlayacak, kaygı ve beklentilerinden birbirlerini haberdar edecek çalışmalar var ajandamızda. Yani Güney ve Kuzey’i birbiri hakkında ve Türkiye ile dünya kamuoyunu her ikisi hakkında daha fazla bilgilendirmeyi amaçlıyoruz.


Bölgede bilginin ortaya çıkarılması ve sivil toplumun gündemine getirilmesinin önemi nedir?

Türkiye’de birçok araştırma merkezi ve kurum var ve bu merkezlerin hakkını teslim etmek gerekirse bölgede de çok önemli araştırmalar yaptıklarının da farkındayız. Ancak bunların tamamen bölgenin ihtiyacından doğduğunu söylemek zor. Bölgenin ihtiyacı üzerinden yapılan araştırmanın bölge sivil toplumuna da ciddi manada katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Sivil toplumun da bilginin yerelliği ve sahiciliği sebebiyle bilgiyi daha hızlı şekilde gündemine taşıyabileceğini düşünüyoruz. Başka bir husus da bölgemiz, hakkında yapılan araştırmalarda çok fazla manipülasyona maruz kalan bir bölge. Biz bilgiyi bir ideolojinin beklentisine göre değil, gerçekliğin hatrına sadık kalma gayretiyle objektif bilgi üretmeye odaklanıyoruz. Bunun bir ihtiyacı karşılayacağını, eksikliği gidereceğini biliyoruz. Aldığımız tepkiler de bu konuda bizi doğruluyor.


Bu bilgi nasıl ortaya çıkarılacak ve ulaştırılacak?

Bilgini ortaya çıkarılma aşamaları vardır, kabaca; tasarım, saha araştırması, verilerin analizi ve raporlama diyebiliriz. Burada şunu vurgulamam gerekir, bu aşamaların her biri çok değerlidir ve Rawest olarak her adımı test edip kontrolden geçiriyoruz. Bilgiyi sokakta değil genellikle hane bazlı çalışıp topluyoruz, kontrolünü sağlıyoruz. Raporu hem kendi aramızda hem danışmanlarımızla tartışıyor ve Rawest olarak yorumluyor, bilginin gerektirdiği stratejiyi hazırlıyoruz. Bunu kendimiz ya da paydaşlarımız üzerinden kamuoyuna aktarıyoruz. Bilgi temennilerden uzak kalarak, sahiciliği esas alarak ortaya çıkarılıyor. Yani bilgi, temennilerin pazarlanmasının bir aracı olarak değil gerçek bilginin kamuoyuna ya da ilgili aktörlere ulaşması için üretiliyor.

Rawest sivil toplum alanında kendine nasıl bir misyon üstleniyor?

Rawest sivil toplum çalışanlarının kurduğu, sivil toplumcu bir araştırma ve danışmanlık merkezi. Sivil toplum başta olmak üzere bölgedeki belli başlı kuruluşların analizini yaparak eksiklerini, imkan ve fırsatlarını ortaya çıkarmak ve bu doğrultuda çalışmayı önüne koymuş bir kuruluş. Sivil toplumun zaman ve imkan sebebiyle düştüğü yavaşlığı güçlü ortaklıklar kurarak azaltmayı planlıyoruz. Bu hem STK’ların zaman ve imkan sorunun çözümüne yardımcı olacaktır hem de Rawest’in sivil toplum ile beraber kamusal yararı da gözeten işler yapmasını sağlayacaktır. Bu anlamda sivil toplumun ihtiyaç hissettiği konularda saha ve veri desteği ile sivil toplumun kapasite gelişimine katkı sağlayacak işler yapacağız. Elbette sivil toplumla sınırlı değil, siyasal ve ekonomik araştırmalar da yapıyoruz. Ancak röportajımızın çerçevesi bakımında daha çok sivil toplum çalışmalarını vurguladım.

Kaynak: Sivil Sayfalar

Devamını oku
‘HDP bölgede 1 Kasım oylarını yakalamış değil”

Reha Ruhavioğlu Bölgede hak mücadelesi verenlerin yakından tanıdığı bir isim. Uzun yıllar Mazlum-Der’de çeşitli görevlerde bulundu. Geçen yıl Mazlum-Der’deki tasfiye operasyonu sonrası, Mazlum-Der’den ayrılan ekipte bulunuyordu. Şimdi Hak İnisiyatifi bünyesinde hak mücadelesine devam ediyor.

Henüz geçen ay Diyarbakır’da kurulan Rawest isimli kamuoyu araştırma şirketinin de kurucularından. Reha ile hak mücadelesini, Rawest’in seçimlere ilişkin Kürt illerinde yaptığı kamuoyu araştırmasını, 24 Haziran seçimlerini ve elbette Kürtleri konuştuk.

Reha, seni tanımakla başlamak isterim. Buralı mısın?

Urfalıyım. Diyarbakır’a 2010 yılında geldim. Bireysel  olarak, bir yerlerde yazarak hak mücadelesinin ucundan tutumaya çalışıyordum. Bu işlere tabiri caizse  bulaşmam Roboski ile başladı. Roboski katliamından sonra Roboskililerin ağzından bir yazı yazmıştım. Sonra Mazlum-Der den bana ulaştılar ve dediler ki biz bu 34 insanın ağzından mektuplar şeklinde bir Roboski İçin Adalet Kampanyası yapmak istiyoruz.

Bu mektupların yazımında yardımcı olur musun dediler. Öyle başladım Mazlum-Der’e. Roboski Mektuplarını birlikte yazdık. Sonra Roboski İçin Adalet Platformunu kurduk.

Roboski İçin Adalet Platformu devam ediyor mu?

Hayır. 34 mektup yazdık ve  birkaç farklı şehirde stantlar kurdu. Platformu Mazlum-Der kurdu. Artık Mazlum-Der’de olmadığımız için Mazlum-Der bünyesindeki tüm kampanyalar sonlandı. Ancak Roboski davasını yeniden başlatmak için elbette bir şeyler yapmak lazım.

Bunu konuşuyoruz kendi aramızda. 2012’den 2017’nin Mart ayına kadar  beş tam yıl Mazlum-Der Diyarbakır’da üyelik, yöneticilik; merkezde üyelik ve yöneticilik gibi görevlerde bulundum. Sonra 2017’de Mazlum-Der’de bir tasfiye yaşadık. O zamandan beri de Hak İnisiyatifi adıyla bu çalışmaları yürütüyoruz. Bildiğim kadarıyla yakında Hak İnisiyatifi dernekleşti.

Daha önce Mazlum-Der’de yaptıklarımızı şimdi Hak İnisiyatifinde yapıyoruz. Mazlum-Der’den tasfiye edildikten sonra uzun süre bir tartışma süreci geçirdik. Bazı yeni arkadaşları aramıza davet ettik. Uzun tartışmalar neticesinde yeni bir kurumsallık ortaya çıktı. Resmi olarak Hak İnsiyatifi yeni bir yapı fakat gayri resmi olarak bir yıldan fazladır sürüyor. Bu anlamda ben Türkiye insan hakları mücadelesine başka bir koldan  katkı yapacağını, bir kapı açacağını ümit ediyorum.

Geçenlerde de Rawest isminde bir araştırma şirketi kurdunuz. Neden böyle bir araştırma şirketine ihtiyaç duydunuz?

Aslında 2017’den beri Rawest var, fakat resmi bir tüzel kişiliği yoktu. İki üç arkadaş bu işi ne kadar yapabiliyoruzu görebilmek için bir yıl kadar denedik kendimizi. 16 Nisan referandumun Bölgedeki 14 şehirde bir yoklama yaptık. Ve şehir bazlı tahminlerde öngörülerde bulunduk. Sonra 2017 Kürdistan referandumunda Güney Kürdistan’a gidip orada kamuoyu yoklaması yaptık.

Bu kamuoyu yoklamalarını o dönem yayınladık. Kürdistan siyaseti ile ilgili sahadan edindiğimiz bazı izlenimler üzerinden bazı ön görülerde bulunduk. Bütün bu tecrübeleri ve denemeleri yaptıktan sonra bu işin mümkün olabileceğini düşündük ve 5 arakadaş Rawest araştırma şirketini kurduk.

Anladığım kadarıyla tüm Kürdistan genelinde çalışmalar yapacaksınız, değil mi?

Evet. Rawest’in çalışma kapsamı Kuzey ve Güney Kürdistan ağırlıklı olmak üzere territoryal olarak Kürdistan. Kuruluş aşamasında, “Türkiye kamuoyunu da sağlıklı bilgilendirecek sivil toplum kuruluşu mu kuralım, yoksa bir araştırma şirketi mi kuralım”ı tartıştık.

Şu sonuca vardık. Bölgede iyi kötü itibar edilebilir sivil toplum kuruluşları var. Fakat dört başı mağrur, bizim içimize sinecek bir araştırma şirketinin eksikliğini hissettik. Sivil topluma rakip olacak yeni bir sivil toplum örgütü yerine, onlarla kol kola girecek, onlara kolaylık sağlayacak bir kurumsallık ortaya koymak istedik.

Sadece seçime denk geldiği için seçim yoklamalarıyla anılıyoruz ancak biz sivil toplumun kapasitesini geliştirebilme ve sivil toplumla ortak işler yapabilmeyi umuyoruz. Sivil topluma yapabileceği işlerle ilgili fikirler götürebilme ve beraber işler yapma gibi bir niyet ve misyonla hareket ediyoruz. Bunun yanında elbette ekonomik araştırmalar yapıyoruz.

Muradımız şu: Bölgede nitelikli, rasyonel ve objektif bir bilgiyi, bizim de içimize sinecek , bizi de tatmin edecek güvenirlikte üretmek.Ve buradan hem sivil topluma, hem siyasete, hem de Türkiye kamuoyuna politika üretirken güvenebilecekleri, bizimde güvenebileceğimiz bir bilgi sunmak.

Türkiye’nin bütün büyük araştırma şirketleri ve merkezleri Ankara ve İstanbul merkezlidir. Biz bölge merkezli böyle bir kurumsallığın gerektiğini düşündük. Bunun için bölgeyi baz alıyoruz. İyi bildiğimiz, iyi tanıdığımız, bütün şehirlerine defalarca ayağımızın değdiği, dolayısıyla daha sağlıklı bilgi üretebildiğimiz, fikir üretebildiğimiz yerler.

Bölgeye ilişkin dışarıdan yapılmış araştırmalarda eksiklikleri sık sık görüyoruz. Hatta bazen ciddi yanılmalar görüyorum. Bunun bir nedeni bence şu: Kürt sorunu çok hislerle ilgili de bir durum. Bölgenin dışından insanlar o araştırmaları yapınca bunu hissedemeyebiliyorlar. Çünkü Kürt sorunu hislerle, hissiyatla çok ilgili bir şey. Burada yaşamış olmakla, bir dolu şeye şahitlik etmiş olmakla ilgili.

Evet, katılıyorum. Bölge deney alanı gibi oldu. Dışarıdan insanlar bir iki günlüğüne gelip, bir şeyler toparlayıp, çekip gidiyorlar. Biz böyle olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Buraya dair bir bilgi ihtiyaçları olduğunda, bunu burada yaşayan, buranın demografisine hakim, sosyolojisini bilen tanıyan kurumlarla yapıp, bu eksikliği onun üzerinden gidermelerinin daha anlamlı olacağını düşünüyoruz.

Öte yandan bizim Kuzeyi Güneyle (Kuzey Kürdistan-Güney Kürdistan), Güneyi Kuzeyle ilgili bilgilendirmek gibi bir derdimiz de var. Türkiye’deki erken seçim havası, atmosferi başladığı için bu konuda henüz bir şey yapamadık.

Güney ve Kuzey birbirini sosyolojik, ekonomik, başka faktörler açısından da tanıyabilsin istiyoruz. Örneğin oradaki referandum sürecinden sonra buradaki Kürtler neler yaşadı, ya da çözüm süreci başladı, bitti, savaş oldu. Güneyliler Kuzeyde bütün olan bitene nasıl baktılar. Birbirinden haberdar etmek istiyoruz.

Biz Kürtler birbirimizden haberdar değil miyiz?

Birbirimizi aslında pek tanımıyoruz. Kuzeyliler dört parçanın diğer üç parçasını bile çok iyi tanımıyorlar. 2012 yılına kadar Kobani’nin neresi olduğunu, Urfa Suruç’ta yaşamıyorsanız kimse bilmiyordu. Şimdi buradaki insanlara Güney Kürdistan meclisindeki en büyük dört partiyi sorsak, çoğu bilmez.

Güney’deki sivil toplum nasıldır, neler yapıyorlar burada bilinmiyor. Buradaki çözüm süreciyle ilgili Güneydeki halk ne düşünüyor? Bizler siyasetçilerin mesajlarını biliyoruz. Onlar üzerinden daha çok birbirimizle kavga ediyoruz. Ancak biz bunun yerine birbirimizin gündelik hayatlarını, toplumsal yapısını, oradaki ekonomik düzeni, politik düzeni, sivil toplum atmosferini, oradaki insanların yaşam tarzlarını insanlar daha yakından bilsinler istiyoruz.

Çünkü kabul edelim etmeyelim birbirinden uzak düşmüş iki parça Kuzey ve Güney Kürdistan. Birisi Irak ve onun kültürüyle yıllarca iç içe olmuş, Arapça ve Soranice gündelik yaşamda yaygın. Diğeri ise daha çok Türk modernleşmesinin etkisinde kalmış, Türkçe ve biraz Kürtçe bir hayat. Burası yüzünü daha Batıya dönmüş. Yani biz imkân el verdiğince iki tarafı birbiriyle ilgili bilgilendirmek ve daha rahat diyalog kurmalarını sağlamak istiyoruz.

Kürtlerin birliği çok tartışılan bir mesele. Güney Kürdistan’daki referandumdan sonra Kürtler arasındaki ayrışmalar ayyuka çıktı. Daha sonra ulusal birliğe yönelik bazı toplantılar yapıldı. Ben de katılmıştım, sen de. “Kürdün kendinden başka bir düşmana ihtiyacı yok” sözü iyice yerleşti bu topraklarda. Sence birlik olamamanın temel nedenleri neler?

Bunun temelinde siyasal hareketlerin kendi öncelikleri ve bu önceliklerden taviz vermemeleri geliyor. Bunu dört parçadaki birbirine benzeyen ya da farklılaşan tüm aktörler için söylüyorum. Başları sıkıştığında bir birlik meselesini seslendiriyorlar. Ancak ellerinin güçlü olduğu dönemde kendi görüşlerini sürekli diretiyorlar karşı tarafa.  Bu siyasal aktörler farklı siyasal dünyalarda yaşıyorlar ve farklı topraklarda yaşıyorlar yani siyaset yaptıkları dengeler farklı.

İçinde bulundukları bloklar birbirinden farklı. Hem de kendi menfaatlerini çoğu zaman öncelikli koyuyorlar. Kobani sırasında da her iki gücün de, peşmerge ve YPG’nin kendilerinden taviz vermediği durumlar yaşandı maalesef.

Oysa benim gözlemim Kürt halkının genelinin Kürtler arası çatışmalardan rahatsız olduğu yönünde.

Evet. Özellikle Güney bu ulusal birlik meselesi ile daha ilgili. Çünkü gözü bir yandan Kuzeyde. Biz buradan kendi Batımıza daha çok bakıyoruz. Erbil’e çok bakmıyoruz. Diyarbakır çok politik bir kent. Burada bile Kürt partiler bir araya gelemiyorlar. Sürekli birbirlerini suçluyorlar ve birbirlerini Kürtlerin menfaatini ikinci plana atmakla suçluyorlar. Dolayısıyla bir kırgınlık, küskünlük var.

Ancak bütün bu yaşananlardan bir ders alınır mı bilmiyorum. ​Kuzey’de bir çatışma oldu. Yıkım yaşandı. Güneyde Kerkük elden gitti, Barzani başkanlığı bırakmak zorunda kaldı. İyi günlerin arkasından böyle kötü günler yaşadık. Acaba birbirimize karşı daha merhametli, daha tavizkar olamaz mıyız? Herkesin külahları önüne koyup düşünmesi gerekiyor. Kürtler arası bir çözümün moral motivasyonu arttıracağına inanıyorum.

Maalesef önümüzdeki seçimler için de Kürt partiler Kuzey’de bir birlik oluşturamadılar.

HDP mevcut seçimler özelinde batıda nasıl sol adaylarla, sol gruplarla bir sinerji yakalanıp bir ittifak yapılabildiyse, bölgedeki diğer Kürt gruplarıyla, hareketleriyle , partileriyle daha taviz kar ya da daha olumlu sonuçlanacak bir birliktelik kurabilmesi gerekiyordu. Burada kim suçlu, kim günahkar çok bilmiyoruz. Detaylara çok vakıf değiliz. Maalesef Kürtler arası bir ittifak gerçekleşmedi.

HAKPAR bağımsız adaylarla giriyor. Diğer bir kaç küçük AZADİ gibi, PAK gibi, PSK gibi partiler de ittifak kurulamadığını söylediler. HÜDA-PAR’la bir şey söz konusu olamadı.

HÜDA-PAR zaten AKP’yi destekleyeceğine ilişkin bir açıklama yaptı.

Başkanlık seçiminde Erdoğan’ı destekleyeceğini söyledi ama öncesinde biliyorsunuz bir ittifak söylentileri vardı. Olabilirliği düşük bir şeydi zaten, ancak belki bir araya gelinebilirdi. Şimdi biz barış meselesini de çalışan, buna kafa yoran insanlarız. Bunu sen de çok iyi biliyorsun, devletle PKK ya da hükümetle HDP arasında her şeyin kötü gittiği dönemde bile bir diyalog kanalının açık olması gerektiğini söyleyen insanlarız bizler. Böyle durumda tabi ki HDP ile HÜDAPAR arasında bir diyalogun olması çok önemli.

Biraz da Rawest’in 24 Haziran seçimleri için yaptığı  kamuoyu yoklamasını konuşalım istiyorum. Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Urfa, Van’ı kapsayan bir araştırma bu. Ben epey detaylı okudum. Sonuçları doğrusu beni çok şaşırttı. Hem Bölgede kendini dindar-muhafazakar olarak tanımlayanların oranı çok yüksek çıkmış ve yine araştırmaya katılanlar en temel sorun olarak %57 işsizlik, %21 Kürt sorunu, %15 eğitimsizlik diye belirtmişler. Aynı şey oy kullanırken önceliklerde de ortaya çıkıyor.

Bizler politik insanlarız, sivil toplumcuyuz ve bazen bütün dünya böyleymiş gibi düşünebiliyoruz. Oysa mesela bölgede yaşamasına rağmen bir çözüm sürecinin yaşanıp yaşanmadığından haberdar olmayan bir kesim bile var. Evin içinde, apolitik, sizin kaynaklarınızla beslenmiyor. Araştırmada yaş ve meslek gurubu dağılımı oluyor. Sokaktan çevirdiklerinize sormuyorsunuz, hanelere girmişiz.

Araştırmanın sağlıklı sonuç vermesi açısından bunların çalışan olması , ev hanımı olması gibi kotaları var. Bu araştırmaya katılan insanların %51’i herhangi bir işte çalışmadığını söylemiş.Bu çok büyük bir rakam. Eğer herhangi bir işte çalışmıyorsanız ve maddi yoksunluk çekiyorsanız, sizin için ekonomik sorun anadilden daha önemli bir hale gelebilir.

Ancak şundan eminiz ki Kürt meselesi önemsiz değil. Çünkü insanlar birden fazla seçenek işaretliyorlar.Bir ekonomi diyor, iki Kürt sorunu diyor, anadilde eğitim diyor…vs.

Ama yine de sizin araştırmada belirleyici bir şekilde ekonomi temel sorun olarak ortaya çıkmış.

Ben onu şöyle okuyorum. Şimdi bir çözüm süreci vardı ve Kürt meselesi bütün hayatımızın odağındaydı, merkezindeydi. Ekonomiden de, başka şeylerden de daha merkezdeydi. Sonra bunun üzerine bir çatışma hali yaşandı. İnsanlar çok ciddi manada mağdur oldular. Şimdi bu çatışma bitti, yaralarının sarılması gerekiyor. İşin duygusal olarak yara sarma kısmını zaten her iki taraf da yapamadı, yapmadı.

İkincisi ekonomik rehabilitasyon. Ekonomik düzeltmeyi hükümetten beklersiniz. İnsanların evleri yıkılmış.

Evlerinin karşılığında çok cüzzi paralar teklif ediliyor. Devlet bunların karşılığını vermiyor. İşsizlik bölgede Türkiye ortalamasının nerdeyse iki katı. Fakat görüyoruz ki bu çatışmadan sonra üçe katlanmış. Çatışma dönemindeki kayıplardan kaynaklı bu borçlar, ekonomik geçimsizlik ister istemez Kürt meselesinin önüne geçmiş oldu.

Bizler iyi kötü orta sınıf ya da üstü  insanlarız. Biz bile artık bazı şeylerden kısıyoruz.Örneğin ayın sonunu rahat olarak getirebilen bir insan olarak, kendimi söyleyeyim, işte buraya çocuğu göndermesem mi , onu şöyle yapmasam mı diye hesap kitaplara girdik. Çünkü düzenli ödeyebildiğimiz borçlar düzensizleşti. Bir ödüyorken üç ödemeye başladık.

Halk hükümetin bununla ilgili sağlıklı adımlar atmasını bekliyor, hükümet ise atmıyor. İkincisi de genel olarak da ekonomi kötüye gidiyor. Hepimizin yoksullaşmasının üstüne bölgenin yoksulluğunu ekliyoruz, bir de bölgede ki çatışma halinin sonucunda ortaya çıkan yoksulluğu ekleyince durum vahimleşiyor. Bu nedenle Bölgede ekonomi en önemli sorun olarak ortaya çıkıyor. Politik insanlar öncelikli Kürt sorununu söylüyorlar. Ama ekonominin Kürt meselesinin önüne geçecek kadar büyük bir soruna dönüştüğünü söyleyebiliriz. Buna dair acil önlemler almak lazım.

Tüm Bölge her anlamda bir yıkım yaşadı. Sur’da yaşayanlar ve Sur’un esnafları hala kendilerine gelemediler. Bölgede yüz binlerce insan hala evsiz. TOKİ’ler yapılıyor bazı illerde, ama teslimatı bu yılın sonunu bulacak diyorlar.

Biliyorsunuz devlet insanları borçlandırıyor. Sur’da insanlar eskiden  iyi, kötü yaşayabiliyordu. Şimdi diyor ki senin evin 20 bin lira ediyordu, biz sana TOKİ’den ev vereceğiz ama o ev pahallı, sen bize ayda 500 lira ödeyeceksin. Ya bu adamın evi yıkılmış zaten, adam şimdi ayda 500 TL’yi nasıl ödesin.

Sur’la ilgili yapılan bir iki araştırmada ben de çalıştım. İnsanların çoğunun 1000-1500 arası bir geliri var. Bu insanı şimdi götürüp nasıl TOKİ’ye koyacaksın. Ayda 500 TL. ödemek bu insanlar için çok büyük bir şey.

İnsanlar zaten yoksuldu şimdi daha büyük bir yoksulluğun içinde hissediyorlar kendilerini. Eskiden diyordu ki ben kendimi yoksul hissetmiyordum. Fakat şimdi hissediyor. Çünkü şimdi kira ödüyor. İş düzeni bozulmuş, iş bulamıyor. Ve büyük bir yıkım yaşıyorlar. Ekonomi bu yüzden bu araştırmada çok öncelikli bir sorun olarak ortaya çıktı.

Araştırmaya dönecek olursak, beni şaşırtan bir diğer sonuç, “başkanlık referandumu tekrar yapılsa, hangi seçeneğe oy verirdiniz?” sorusuna verilen yanıtta değişiklik çok az görünüyor. “Hayır” diyen yine hayıra verirdim diyor, “evet” diyen de yine evete verirdim diyor.

Referandumda “evet verdim yeni evet veririm” diyenlerin oranı %34. “Hayır verdim yine hayır veririm” diyenlerin oranı %42.6, kararsızlar %17,4. “Evet verdim, bugün olsa hayır verirdim” diyen %3.4. “Hayır verdim bugün olsa evet verirdim” diyenler %1.5. Bu son grubu nasıl açıklayacağız bilmiyorum.

Bunlar bazen anketörü yanıltmak için söylenebiliyor, bazen de ya lanet gelsin başkanlığa verelim ne oluyorsa olsun diye düşünenler var. Ama kararsız ve “evet verdim ama bugün hayır verirdim” diyen %20’lik bir kesim var. Bu az bir kesim değil. Bölgede ilk defa 7 Haziran’da HDP’ye oy vermiş, 1 Kasım’da da vermiş, sonra referandumda evete dönmüş muhafazakar, dindar Kürtler var.

Yani Bölgedeki AKP seçmeninin beşte biri şu anda kararsız. Bugün referandum olsa ne yapacağını kestiremeyen ya da evet dediği için pişman olmuş  %20’lik bir kesim var. Bu kararsızların kahir ekseriyetinin biz evet verenler arasından olduğunu biliyoruz. Yani hayır ile evet arasında ki makas hayır lehine daha fazla açılmış görünüyor.

Araştırmanıza göre,  HDP’nin bu şehirlerde en geriye düştüğü 16 Nisan 2017 sonuçları baz alınacak olursa, HDP, yükselen bir ivme kazanmış görünmekle birlikte bu şehirlerin genelinde hala 1 Kasım 2015 oyunun altında görünüyor, bunu açar mısın?

1 Kasım’dan sonra biz 16 Nisan referandumunu yaşadık.16 Nisan referandumuna kadar biz bir darbe yaşadık. Hükümet ve devlet buradaki toplumsal rızayı ya da meşrutiyeti iyi, kötü kendine biraz daha çekebildi. Yani HDP oyları 7 Haziran’dan 1 Kasım’a düştü ama 1 Kasım’dan 16 Nisan’a kadar da düşmeye devam etti. Bir kere bu noktada biz eminiz.

AKP oyları da Bölgede 16 Nisan referandumuna kadar yükselmeye devam etti. Bölgede 25 bin oy aldığı yerden oyları 75 bine çıktı. Katılım oranı da çok düştü. Bu sandığa gitmeyenlerin çoğu HDP seçmeniydi. Referandumda toplamda HDP’den evete geçmiş iki yüz bin kadar oydan bahsedebiliriz. Varto gibi yerlerde örneğin AKP 1 Kasım’da bile 25 bin oy almışken, 16 Nisan referandumunda bunun iki katı kadar oy aldı.

Bir kaç sebebi var bunun. Birincisi ilk kez HDP’ye oy vermiş insanlar hemen çatışmanın geri dönmesiyle birlikte bu oylarını geri çektiler. Çünkü bu insanlar daha önce AKP’ye oy veriyorlardı. İkincisi, bütün bu şiddetin üstüne bir de darbe geldi. Ve sürekli hedefte Tayip Erdoğan vardı. Yani odak kişiydi. Bir parti siyasetinden kişi siyasetine dönüşmüş oldu.

Ve “Ben başkanlık sistemini getirmek ve işi çözmek istiyorum” dedi İnsanlar belki olabilir diye düşündü. 16 Nisan referandumunda AKP’nin bölgedeki en temel propaganda argümanı şuydu: Başkanlık geldiğinde Kürt sorununun çözümü daha kolay olacak. Ve o dönemde HDP nin üzerindeki baskılar çok yoğundu, sokağa çıkamadı. Burada HDP’nin müzik çalan otobüsü mühürlendi. Mikrofon alındı. Orantısız bir devlet gücü ile HDP susturuldu.

HDP bir barış projesiydi. Dolayısıyla barış ortamında insanlar oylarını AKP’den alıp HDP’ye getirdiler. Bölgede ki Kürtler açısından söylüyorum. Çatışma döndüğünde suçluya suçsuza belki bakmazsızın geri dönenler oldu.

Bir de istikrar kilit bir argümandı. İstikrar olmadığı için bunlar oluyor, istikrar olsa Bölgede beyaz toroslar dolaşmaz, bir daha ekonomi bozulmaz… vs. dendi.

Dolayısıyla 16 Nisan referandumuna kadar AKP oyları yükseldi. Ama 16 Nisan’dan sonra AKP oyları düşmeye, HDP oyları ise Bölgede yükselişe başladı. 5-6 Mayıs’ta yaptığımız araştırmaya göre HDP Bölgede %47-48 bandında, referandumdaki oylarının 3-4 puan üzerine çıkmış durumda.

HDP barajı geçecek mi, ne düşünüyorsun?

Şöyle bir durum var. HDP yükselmeye devam ediyor. AKP de düşmeye devam ediyor. Bu hafta sonu bir araştırma daha yapacağız farkı görebilmek için. Ama 5-6 Mayıs verileriyle konuşacak olursak, henüz HDP kendi 1 Kasım oylarını yakalamış değilken baraj tehlikesinin çok ciddi olduğunu söylemek mümkün. Yani bütün Türkiye sathında bir araştırma yapmadık. O yüzden net bir şey söylemek mümkün değil.

Ancak şunu söyleyebilirim. Türkiye sathında araştırma yapan güvendiğimiz kaynaklarla kendi verilerimizi karşılaştırdığımızda bizim HDP’nin baraj altında kalma olasılığı kaygımızın yerinde bir kaygı olduğunu görüyorum. Ama Bölgede bir 7 Haziran havası var, bu oylarda bir patlama yaratabilir. Ancak 7 Haziran aktörleri yok.

Yani 7 Haziran’ın HDP’si yok. Saadet muhafazakâr oylara oynuyor. Saadet ile HDP’nin toplamı o sinerjiye ulaşabilir mi bilmiyorum. Burada önemli olan ve belirleyici olan %20’lik kararsız muhafazakâr Kürt oyları.

AKP’nin giderek sertleşen politikası, OHAL’den sonra HDP’ye nefes aldırmayışı,  referandum sırasında Barzani’ye karşı kullandıkları dil…

Bütün bu söylemin küstürdüğü ciddi bir kitle var. Bu kitle şuan AKP’den kopmuş, bir yerde bekliyor. Bu kopanların bir miktarı HDP’ye, bir miktarı da Saadet’e geçmiş durumda.

Diyelim ki kopan %20 ise bunun % 5-6’sı dağılmış durumda. Yalnız %14-15’i hala bekliyor, kararsız. AKP’nin, HDP’nin ve Saadet’in ve hatta HÜDA-PAR’ın ne yapacağını bekliyor. Şimdi AKP bunları iteklemeye devam ederse bunların doğal olarak Kürtlük üzerinden HDP’ye gelmeleri muhtemel. HDP bunlara muhafazakar tonu da içeren bir Kürtlükle hitap edebilirse, seçime kadar kalan sürede HDP bu kitleyi kendisine çekebilir.

Bu durumda son ay çok önemli oluyor sanırım.

Evet. Eğer HDP bu kararsızları kendine çekebilirse 1 Kasım oyunun üstüne de çıkabilir.

Birçok insan bu seçimleri Türkiye’nin son şansı olarak görüyor. Eğer AKP alırsa Türkiye artık tam bir karanlığa gömülecek düşüncesi sadece içerde değil, dışarıda da hâkim. Sen ne düşünüyorsun, bu artık son şans mı?

Bu kadar kötümser değilim. Türkiye kabul edelim, etmeyelim çok daha kötü zamanlar da yaşadı. Dersim tertelesi gibi. Ama şunu söyleyebilirim. AKP on altı yıldır bir sistem yürütüyor ve bu giderek daha merkezi, gücü tek adamın elinde toplayan bir sisteme dönüştü. Bütün devletin, ülkenin yönetimi bir adamın iki dudağı arasında.

Fakat AKP’nin bu sistemi kurarken seçtiği yöntem muhalefetin eline de güçlü bir argüman veriyor. Yani iki turlu seçim değil de, tek turlu seçim getirebilirlerdi ve bu meclisten ve de referandumdan geçebilirdi. Ve biz hiç bir şey yapamazdık bunun karşısında. Yine bu ittifak yasası mesela. MHP için getirildi ama bakın ne oldu. Saadet partisini, İyi partiyi meclise taşımanın garantisine dönüştü.

1 Kasım’da muhalefetin çoğunluğu alması mümkün değildi. Ancak bugün mümkün. Eğer HDP barajı geçerse çok büyük bir ihtimalle meclis çoğunluğu muhalefetin elinde olacak. Anlaşabilirlerse bu durumda seçim ikinci tura da kalmış olacak. İkinci tura kaldığında muhalefet kazanırsa zaten her şey başka olur.

Birinci ya da ikinci turda Tayip Erdoğan’ın kazanmasına rağmen meclis çoğunluğu muhalefetin elinde olursa öyle bakanlar kurulu kararnameleriyle ülkeyi istediği yönetemeyecekler. Çünkü bir meşrutiyet krizi doğacak. Ve bu bizi hemen başka bir seçime götürecektir.

Bu meşrutiyet krizinin bizi götüreceği yeni bir seçimin ben AKP ve Erdoğan’ın aleyhine olacağını düşünüyorum. Eğer meclis çoğunluğunu kaybetmişlerse, başkanlığı da kaybedebileceklerini düşünüyorum. Ancak devletin nasıl planları var. Elbette biz bunu bilmiyoruz. Biz doğal akıştan bahsederek bir öngörüde bulunuyoruz.

Bir de biz insan hakları savunucularıyız. Biz her şey yıkıldığında bile insanlara ümit olmak zorundayız.

Benim şahsen son yıllarda motivasyonum ümit ve inat. Israrla tekrar tekrar anlatacağız olumsuz gidişatı. Bizim ümitsizliğe kapılmak gibi bir lüksümüz de yok. Ne olursa olsun yiğit düştüğü yerden kalkar diyip o dönemki iktidarın karşısında kendi mücadelemizi, insan hakları mücadelemizi, insanlık mücadelemizi tekrar veririz. Kim çıkarsa çıksın biz bu mücadeleye devam edeceğiz.

Muhalefet elindeki şansı iyi kullanmalı. Ben psikolojik üstünlüğün şu anda muhalefette olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla yandı bitti söylemleri bir şey değişmeyeceğini düşünen seçmenin sandığa gitme motivasyonunu öldüren bir şeydir. Seçmen sandığa gitmeli, sandığa gidip kendi iradesini göstermeli, günaha ya da sevaba ortak olmalı. Bu kavgadan kaçmamalı.

Ve 25 Haziran günü nasıl bir ülkeye uyanırsak uyanalım, kişisel hayatlarımız çok büyük değişmeyecek. Biz yine haksızlığa, zulme karşı mücadele ediyorsak, buna devam edeceğiz. Zulüm işleyenler değil de, yeni bir düzen kuracak olanlar kazanmış olursa, işimiz zaten kolaylaşmış olacak.

Velhasıl Nurcan Hanım, biz 25 Haziran’da sizinle yine oturup çay içeceğiz. Ülkenin durumu daha zor ya da daha kolay bir hale dönüşmüş olabilir.

Biz o yeni hegemonyanın altında nasıl taktikler üreteceğimizi konuşacağız ve insan hakları mücadelemize devam edeceğiz. Ne zulüm biter, ne de mücadele biter.

Kaynak: Ahval News

Devamını oku
24 Haziran Seçimleri Yoklaması | 13 Mayıs 2018

Rawest Araştırma olarak, 24 Haziran seçimlerine ilişkin 4-5 Mayıs tarihlerinde bölgedeki 13 şehirde yürüttüğümüz seçim araştırmasının sonuçlarını açılış resepsiyonumuzda kamuoyu ile paylaştık. 1537 kişi ile hanelerde yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen araştırmamız şu illeri kapsamaktadır: Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Dersim, Diyarbakır, Hakkâri, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Van.

Öne Çıkan Bulgular

Milletvekili Seçimleri HDP: % 47.8 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Selahatin Demirtaş: % 49.5
Cumhur İttifakı: % 38.7 R. Tayyip Erdoğan: % 40.5
Millet İttifakı: % 9.4 Muharrem İnce: % 5.0
Hüda Par: % 2.9 Meral Akşener: % 3.3
Diğer: % 1.2 Temel Karamollaoğlu: % 1.7

 

  • Bölgede HDP, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşen “Başkanlık Referandumu” dönemine kadar %44 bandına kadar gerilemiş iken bugün bir yükselme trendine girmiş bulunmakta ancak halen 1 Kasım 2015 seçimlerinde aldığı oyun altında görünmektedir. AK Parti ise düşüş eğiliminde olmakla birlikte henüz 1 Kasım 2015 dönemi oylarının üstündedir.
  • Bölgede hem Erdoğan hem de Demirtaş’ın oy oranları kendi partilerinin üzerindedir. Ancak HDP’nin yükselme trendi Demirtaş’ı geride bırakabilecek şekildedir.
  • Bölgede “en temel sorunun ne olduğu” konusunda alışık olunduğunun aksine bu dönemde Ekonomi, Kürt Meselesi’nden önce zikredilmektedir.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalması durumunda Erdoğan’ın karşısında en güçlü rakip olarak İnce görülmektedir.

RAWEST Araştırma olarak 5-6 Mayıs 2018 tarihlerinde bölge genelinde yürüttüğümüz kamuoyu yoklamasının özet raporuna ulaşmak için  tıklayınız…

 

Devamını oku
Rawest Araştırma Merkezi Kuruldu

Bölgede birçok saha araştırmasını başarıyla yürütmüş, sivil toplum ve saha araştırması deneyimi olan bir ekip tarafından kurulan Rawest Araştırma, Diyarbakır’da düzenlediği bir resepsiyon ile açılışını gerçekleştirdi. Siyasi parti ve sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile gerçekleşen resepsiyonda Rawest, ilk saha araştırmasının bulgularını da kamuoyu ile paylaştı.

Rawest Araştırma hakkında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Seher Akçınar, şu açıklamalarda bulundu: 2017 yılında bir sivil inisiyatif olarak kurulan ve 2018 yılında Rawest Araştırma ve Danışmanlık A. Ş. ismiyle resmi tüzel kişilik kazanmış olan Rawest, bölge kamuoyunun ilgi odağında yer alan siyasi araştırmaların yanında dezavantajlı grupların toplumsal hayata ve ekonomiye katılımı ile azınlık grupları hakkında çalışmalar yürüterek, sivil toplum kuruluşları ile ortak projeler yürütür.

Bir araştırma ve danışmanlık şirketi olan Rawest, temenniyi bilgi olarak pazarlamayı değil, bilgi üretmeyi ve üretilen bilgiyi mümkün olan en nesnel biçimde analiz etmeyi benimsemiş bir kuruluştur. Üretilen bilgiyi analiz ederek, çeşitli öngörülerde bulunan Rawest; barışçıl, demokratik, adil ve gerçeğe dayalı politikaların gündemleştirilmesine katkı sunmak için bağımsız ve özgün bir yaklaşımı ilke edinir.

Siyasal, sosyal ve kurumsal çalışma alanlarında faaliyet yürüten Rawest’in kurumsal amacı, başta bölge illeri olmak üzere insani, siyasi ve ekonomik araştırmaları, her türlü ideolojik vesayetten azade bir şekilde yürüterek sosyal bilimi merkez alan bir zihinsel alan oluşturmaktır.

Seher Akçınar’ın ardından ilk saha araştırmasını kamuoyu ile paylaşan Rawest Araştırma Direktörü Reha Ruhavioğlu araştırmadan şu satır başlarını aktardı:
  • Bölgede HDP, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşen “Başkanlık Referandumu” dönemine kadar %44 bandına kadar gerilemiş iken bugün bir yükselme trendine girmiş bulunmakta ancak halen 1 Kasım 2015 seçimlerinde aldığı oyun altında görünmektedir. AK Parti ise düşüş eğiliminde olmakla birlikte henüz 1 Kasım 2015 dönemi oylarının üstündedir.
  • Bölgede hem Erdoğan hem de Demirtaş’ın oy oranları kendi partilerinin üzerindedir. Ancak HDP’nin yükselme trendi Demirtaş’ı geride bırakabilecek şekildedir.
  • Bölgede “en temel sorunun ne olduğu” konusunda alışık olunduğunun aksine bu dönemde Ekonomi, Kürt Meselesi’nden önce zikredilmektedir.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalması durumunda Erdoğan’ın karşısında en güçlü rakip olarak İnce görülmektedir.

RAWEST Araştırma olarak 5-6 Mayıs 2018 tarihlerinde bölge genelinde yürüttüğümüz kamuoyu yoklamasının özet raporuna ulaşmak için  tıklayınız…

Devamını oku